Restorasyonlarım

RESTORASYON

Restorasyon tanımı ve uygulaması: “Aslını bozmadan onarmak, ilk şekline getirmek, eski şeklini yapmak.

Restorasyonu yapan kişi: Restoratör.  (Doğan HASOL. Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü)”

Taşınabilir ve taşınmaz kültür varlıklarının restorasyon uygulamasında temel prensipler vardır ve bu prensipler her eser için geçerlidir ama her eser için geçerli tek bir reçete yoktur. Eserlerin mevcut durumlarına uygun restorasyon projesi hazırlanmalı ve proje hazırlanırken orijinaline uygun geri dönüşümlü malzeme ve yöntemler seçilmelidir.

Her iki gruptaki eserler için dokümantasyon çalışması çok önemlidir. Taşınabilir eserlerin restorasyon ve konservasyonuna başlandığı zaman önce esere ait bir kimlik kartı oluşturulur. Bu karta eserle ilgili tüm bilgiler aktarılır örneğin hangi döneme ait olduğu, ne zaman yapıldığı, ne amaçla yapıldığı, eserin mevcut durumu, yazı, çizim ve fotoğrafla belgeleme işlemleri, daha önce bir restorasyon geçirip geçirmediği, önceki restorasyonda hangi malzeme ve yöntemlerin kullanıldığı ve restorasyon işleminin kimin tarafından yapıldığı tarihleri ile birlikte yazılarak sağlam bir belge oluşturulur. Böyle bir çalışma ile sizden sonraki restoratörlere eserle ilgili çok değerli bilgiler aktarmış olursunuz.

Taşınmaz kültür varlıklarının restorasyonunda proje hazırlanırken restorasyonla ilgili çeşitli kurumlarla ve üniversitelerle iş birliği yapılabilir.

Restorasyona başlarken eserle ilgili tüm dokümanlar (bu güne kadarki fotoğrafları, varsa çizimleri ve eser hakkındaki yazılar gibi ) toplanılır. Eserin şu anki mevcut durumu yazı, çizim ve fotoğrafla saptanır.

Yukarıdaki tüm bilgiler ışığında eserin projeleri hazırlanır  ( rölöve, restitüsyon, restorasyon, teknik rapor ) ve ilgili kurumların onayı alındıktan sonra restorasyon uygulamasına geçilir.

Yaşamımın 15 önemli yılı taşınabilir ve taşınmaz kültür varlıklarının restorasyonu ile geçti.

1990 yılında Kültür Bakanlığına bağlı İstanbul Restorasyon ve Konservasyon Merkez Laboratuar Müdürlüğü’nde restoratör olarak çalışmaya başladım ve yedi yıl boyunca sayısız taşınabilir kültür varlıklarının (müze eserlerinin) restorasyon ve Konservasyon çalışmalarını gerçekleştirdim.

1997/2004 yıllarında taşınmaz kültür varlıklarının ( Tarihi çeşmeler) restorasyonlarını yaptım..

Bazen can çekişen bir tanrıça heykeline yeniden hayat vermek, veya döneminde insan hayatının en önemli ihtiyacını karşılamak üzere stratejik noktalarına inşa edilerek, kentin su ihtiyacını karşılayan çeşmeler gelişen teknolojiyle varlıkları unutulmuş kimi toprak altında kalmış, kimi yıkılmış, ayakta kalanlar ise yıkık dökük veya afiş panosuna dönüşmüş bu eserlere yeniden hayat vermek ve onları kentin sanatsal objelerine dönüştürerek yeni bir işlev kazandırmak benim için heyecan ve gurur kaynağı olmuştur.

Bu çalışmalar sonucu yaptığım gözlemlerde bana göre, taşınabilir ve taşınmaz kültür varlıklarının restorasyonunda restoratör ve eser ilişkisi hasta ile doktor ilişkisi gibidir. Her hastanın rahatsızlığı farklıdır ve tedavi yöntemleri hastalığına özgüdür.

Restorasyonda da durum böyledir. Elinizdeki eserin kendine özgü bozulmaları vardır ve restoratör mevcut bozulmalara uygun restorasyon tekniklerini tespit eder ve uygular.

Restorasyon uygulamasında yukarıda belirtilen konular önemlidir ve sorumluluk gerektirir  ama benim için işin sosyal yanı da en az uygulama teknikleri kadar önemlidir. Çünkü kimliği, kişiliği ve karakteri olan bir sokakta, bir mahallede, bir kentte ve Türkiye gibi bir coğrafyada yaşamak beni çok mutlu ediyor. Kentlere ve ülkelere kimliği kazandıran en önemli etkenler kültür varlıklarıdır. Kültür varlıklarının fiziksel durumları ülkenin mevcut ekonomik ve kültür düzeyinin ölçüsüdür. Son yıllarda yerel yönetimlerin bu konudaki girişimleri umut vericidir ama yeterli değildir. Dileğim iktidarlara göre değişmeyen temel bir kültür politikasının belirlenmesi ve uygulanmasıdır.  Ancak bu politikanın sürekliliği ile eserlerimizi geleceğe taşıyarak “yeni nesillere karşı sorumluluğumuzu” yerine getirmiş oluruz.

                                                                                                                       Emine Gönüllü

2005